Kullanıcı Adı :
Kulanıcı Adınız Boş
 
 
Şifre :
Şifreniz Boş
 
   
   
   
   
   

Aktif Ziyaretçi :
0
Bugünkü Ziyaretçi : 48
Toplam Ziyaretçi : 76061
     
   
     
     
 
Anasayfa » 
* Mimarlar Odası, Ana Muhalefet Partisine ve İlgili TBMM Komisyon Üyelerine Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda Yapılması Öngörülen Değişiklikler ile İlgili Görüşlerini İletti 29.07.2008

 

Mimarlar Odası, Ana Muhalefet Partisine, 12 Haziran 2008 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı ile ilgili görüşlerini sunduğu bir rapor gönderdi. Oda, raporda şu görüşlerini iletti:

2863 SAYILI KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI HAKKINDA RAPOR
Kanun tasarısında üç temel değişiklik öngörülmektedir.
1. Kanunun 12. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında yapılmak istenen değişiklik:
5226 sayılı yasa ile değişik  2863 sayılı yasada değişiklik getiren ve Belediyelere kültürel varlıkların koruması için mali olanak yaratmayı amaçlayan düzenlemedeki değişikliktir. Buna göre mevcut düzenlemede Belediyeler tarafından toplanan Emlak vergisinin % 10’u, “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı” olarak Belediyeler tarafından korumaya ve değerlendirmeye yönelik olarak kullanılmaktaydı.
Değişiklik taslağına göre, bu pay Belediyelerin yanısıra İl Özel İdareleri tarafından da kullanılacaktır. Ancak Özel İdarelerin payı, toplanan vergi payının % 30’unu geçemeyecektir.
Gerekçe olarak şunlar gösterilmektedir:

  • Küçük illerde ve özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki iller ağırlıklı olmak üzere pek çok şehirde toplanan paralar gereği gibi harcanmamaktadır. Bu durum belediyelerin yeterli oranda proje geliştiremedikleri ya da özel idareye istenen şekilde proje sunamadıkları gibi olasılıkları gündeme getirmektedir.
  • Katkı payının Sekreterya hizmetlerini yürüten İl Özel İdarelerine, kendi görev alanlarında proje teklifinde bulunmak hakkı verilerek yetkileri genişletilecektir,
  • Özel idare payının % 30’da tutulması, belediyelerin saf dışı bırakılmamasını ve meblağın tamamının ya da büyük bir bölümünün denetimini de elinde tutan il özel idareleri tarafından kullanılmamasını sağlayacaktır.

Bu doğrultuda yasa koyucu irade, bu sınırlı ödeneği koruma projeleri için kullanmayı, 5226 sayılı Yasa ile değişik 2863 sayılı Yasa ile İl Özel İdarelerine verilen koruma ve değerlendirme görevlerine yönelik mali bir olanak yaratmayı ummaktadır. Özellikle, İl Özel İdarelerinin sorumluluğu altında olan il sınırları içindeki alanlar, mücavir alan sınırları dışında kalan ve kırsal bölgelerdeki kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesine daha fazla katkı sağlayabilme niyeti taşınmaktadır.

Ancak kültür ve tabiat varlıklarının korunması amacıyla yaratılan kısıtlı mali olanakların idareler arasında pay edilmesine dayalı kanun değişikliği gerekçede belirtilen amacı sağlamaya uygun değildir.

Şöyle ki,

Kamu yönetimi politikasında son yıllarda yapılan değişikliklerle İl Özel İdareleri ve dolayısıyla merkezi hükümet ile yerel yönetimler arasıda yetki ve görev paylaşımı ters yüz edilmiştir. Kültür varlıklarının korunması açısından yerel ve merkezi otoriteler arasında tam bir uyumun ve mali olanakların etkin bir biçimde kullanılmasına ihtiyaç vardır. Bu anlamda öncelikle kültür ve tabiat varlıklarına katkı payının vali tarafından kullandırılmasına dayanan sistemden vazgeçilerek, Belediyelerin nitelikli projeler geliştirmesini teşvik eden bir yaklaşım benimsenmelidir.

Kaldı ki ayrılan bu ödeneğin yeterli olmadığı da bilinmektedir. İl Özel İdarelerine daha farklı bir kaynaktan bütçe yaratılması gerekmektedir. Türkiye gibi kültür varlığı zengin bir ülke için, korumaya ayrılan kıt kaynakların sürekli bölünmesi kurumların korumaya yeterli bütçe ayırmasını engelleyecektir. Bu düzenleme ile beklenen amaç gerçekleştirilemeyecektir. Bu durumda ne belediyeler ne de il özel idaresi kültür varlıklarını koruma konusunda etkin olacaktır. İki kurum da yapılan düzenleme ile mali bakımdan zayıflatılmış olacaktır.

ÖNERİ:

  •  
    • Emlak vergisinin % 10’unun korumaya ayrılması sonucunda il özel idaresinde toplanan meblağların, Belediyelerin kullanımından sonra artan kısmının il özel idaresince kullanılması ya da özel idareye tahsis edilen oranın düşürülmesi, Bu payın belediyeler tarafından kullanılmasında Valiye tanınan takdir hakkının sınırlarının belirlenmesi ,
    • İl Özel İdareleri için farklı bir kaynaktan korumaya bütçe ayrılması, Özellikle son yıllarda kültür harcamaları artan şirketlerin ve genel olarak sermaye şirketlerinin karlarının vergilendirilmesi suretiyle yeni bir koruma bütçesi yaratılmasının sağlanması,
    • Belediyelerin, yeni tasarının gerekçesinde bir olumsuzluk olarak gösterilen proje üretememe konusundaki handikaplarının giderilmesi için belediyelerin politika oluşturma süreçlerinin demokratikleştirilmesi gerekmektedir.

 2. Kanunun 55. maddesinin 2. fıkrasında yapılmak istenen değişiklik:
Koruma Bölge Kurullarının Kültür ve Turizm Bakanlığınca ve Yüksek Öğretim Kurulunca seçilen üyelerinin görev süreleri yürürlükteki maddeye göre 5 yıldır. Önerilen değişiklikle bu süre 3 yıla indirilmek istenmektedir.
Gerekçe olarak çalışmalarda verimliliği arttırmak gösterilmiştir.
Koruma kurullarında çalışma süreleri yaklaşık 50 yılı aşkın bir süredir gündemdedir ve devamlı değişiklikler yapılmaktadır. Örneğin 1951 yılında 5805 sayılı yasa ile kurulan Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun üyeleri ömür boyu hizmet vermekteydi. Bu statü, kurul üyelerine sonsuz bir güvence vermekte ve bağımsız karar alabilme yetilerini güçlendirmekteydi. 1983 yılında yürürlüğe giren 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda ise bu süre 5 yıl olarak belirlenmiş olup 25 yıldır bu süre yürürlüktedir.
Koruma Bölge Kurullarının daha verimli çalışması için çalışma sürelerinin 3 yıla indirilmesi gerekçesi inandırıcı değildir. Şöyle ki:

  • Son yıllarda Koruma Bölge Kurullarına Bakanlıkça yapılan üye atamalarının bir bölümü, hükümetin ve onların güdümündeki yerel yönetimlerin kendi görüşleri doğrultusunda karar çıkarttırabilmeleri için gerçekleştirilmiştir. 7 üyenin 5 tanesinin Bakanlıkça seçilmesi, konularına göre oy hakkı ile Koruma Kurulu toplantılarına katılan üyelerin belediye ya da kamu kuruluşlarının temsilcileri olmaları, yönetimin istediklerini daha kolay elde etmelerini sağlayacak bir yaklaşımın sonucudur.
  • Sürenin kısaltılması, siyasi iktidarın karar alma süreçlerinde muhalif görüşlerin, oydaşmanın ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır.   
  • Oysa Koruma Kurulu üyeliğinin ayrı bir deneyim süreci ile bütünleştiğinde etkili olabileceği, üyelerin görev yaptıkları coğrafyaların özelliklerini ancak belli bir zaman içinde özümseyecekleri düşünüldüğünde, sürenin kısaltılması yerine uzatılmasının daha doğru olacağı açıktır. 
  • Koruma kurulunda görev alan üyelerin faaliyet gösterdikleri alanı, bürokrasiyi devlet ve toplum ilişkilerini kavrayarak koruma politikalarını nesnel koşullara göre biçimlendirmesi için üç yıllık süre yeterli değildir.
  • Bununla birlikte kamu yönetimi politikası açısından da idarenin sürekliliği esastır. Elbette idare kişilerin üzerinde bir yapılanmadır ancak bu sürekliliği sağlayacak olan kişilerin sık sık değiştirilmesi koruma mirasının idari teşkilat içinde süreklilik kazanmasını güçleştirecektir.

Özetle, yasada yapılmak istenen bu değişikliğin kurul üyelerini daha sık ve kolaylıkla değiştirmek için yapıldığı düşünülmektedir.
ÖNERİ
Koruma Bölge Kurulu üyeliği 5 yıl olarak kalmalı, buna karşın üye olma koşulları bilimsel esaslara göre yeniden düzenlenmelidir. Koruma Kurullarında görev alacaklar ile ilgili Kanunda değişiklik yapılarak konusunda uzman meslek örgütlerinin (Mimarlar Odası v.b) önereceği bir üyenin de kurul üyesi olarak görev almasının sağlanması gerekmektedir. Bu şekilde yönetimlerin daha demokratik ve şeffaf çalışmasına yönelik kamu yönetimi anlayışının cisimleşmesinin yolu açılacaktır.
3. Kanunun 57. maddesinin birinci fıkrasından sonra eklenmesi önerilen fıkra:
Yasada öngörülen değişiklikler içinde olumsuzluk yönü en fazla olan bu değişikliktir. Bilindiği gibi 5366 sayılı “Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması Ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun” un 3. maddesinin 6. fıkrası uyarınca “yenileme projelerini onaylamak üzere 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 51 inci maddesine göre gerektiği kadar Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu oluşturulur. Kurulca onaylanan projeler, il özel idaresi veya belediyece uygulanır.” Aynı maddenin 8. fıkrası ise “Yenileme projeleri, uygulama alanı içerisinde bulunan taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının rölöve, restitüsyon, restorasyon projeleri ile onarılacak veya yeniden inşa edilecek yapıların imar mevzuatında öngörülen projelerinden oluşur.” hükmünü getirmiştir. Bir diğer deyişle, mevcut mevzuata göre, yenileme alanları için kurulan koruma bölge kurulları sadece yenileme alanları içindeki rölöve, restorasyon projeleri ile onarılacak veya yeniden inşa edilecek yapıların imar mevzuatında öngörülen projelerini onaylama yetkisine sahiptir.
Bu değişikliğe gerekçe olarak, uygulamada yaşanan tereddütleri ortadan kaldırmak ve bir bölgede bir kurulun yetkili olması gerektiği öne sürülmektedir.
5366 sayılı Yasanın başlığında yer alan “yıpranan tarihi ve kültürel taşınmaz varlıkların yenilenerek korunması ve yaşatılarak kullanılması” tarihi kent merkezlerinin belediyeler tarafından sermayeleştirilmesi, bölgenin demografik, sosyal ve ekonomik yapısının değiştirilmesi amacıyla yürütülmektedir. Bu projelerin hayat bulması sırasında katılımcılık unsuru son derece biçimsel olarak işletilmektedir.
Yenileme alanlarında sadece o alana özgü karar almak için kurulması öngörülen koruma bölge kurullarının oluşum gerekçesi ise, diğer koruma kurullarının iş yükünden dolayı ivedi karar gerektiren yenileme projelerine yeterince zaman ayıramayacakları olarak belirlenmiştir. Oysa amacın, belediyelerin bu alanlarda diledikleri gibi uygulama yapmalarına olanak sağlamak olduğu başlayan bazı projelerden kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
Bir diğer husus 5366 sayılı Yasanın bir “plan” olgusuna ve hiyerarşisine uygunluğu ancak ve ancak etkin bir idari iş bölümü ile mümkündür. 5366 sayılı Yasanın amacına aykırı bir biçimde yenileme kurullarının yetkilendirilmeye çalışılması tarihi kent merkezlerine gözünü dikmiş olan sermaye gruplarının ve çıkar birliği olan yöneticilerin tercihidir. Bu alanlarda kısa vadeli karlar için, uzun dönemli planlama yaklaşımlarını bertaraf etme çabası Kanunun amacına aykırıdır.
Mevcut düzenlemeye göre, sadece rölöve-restorasyon projeleri ile yeni yapı projelerini onaylama yetkisine sahip olan bu yeni kurulların, koruma kurullarının yetkilerini de kullanması halinde, yenileme alanlarının birçok değerlerini yitireceği, bu alanlarda kazanılacak rantın kamu yararının önüne geçeceği kolayca anlaşılabilir.
Bu doğrultuda geçtiğimiz yıl Ankara Tarihi Kent Merkezi Ulus Koruma Amaçlı Nazım İmar Planını onaylayan Koruma Kurulunun işleminin iptali için açtığımız davada bilirkişiler, 5366 sayılı Kanun uyarınca kurulan koruma kurullarının plan onaylayamayacağına dair görüş bildirmiştir. Bu Kanun göre, kurullara yenileme projelerinin hazırlanması ile sınırlı bir yetki verilmiştir. Odamızca açılan davanın hemen ardından mahkemeler karar aşamasındayken, kanun değiştirmeye kalkmak, yargı kararlarını dolanma niyetini ortaya koymaktadır.
Tarihi kent merkezlerinde ortaya çıkan rantın, Belediyelerin yoğun baskısı altındaki yenileme kurularının inisiyatifine bırakma ve rantı bu dolayımla paylaştırma çabaları, idarenin görev ve yetki yönünden ciddi bir karmaşa yaşamasına neden olacağı gibi, kültür varlıklarını da korumasız bırakacaktır.
ÖNERİ
Münhasıran 5366 sayılı yasaya göre ilan edilen alanlarda görevlendirilen koruma bölge kurullarının mevcut yetkilerine sadece şu yeni yetkiler katılmalıdır:
·  Bakanlıkça tespit edilen veya ettirilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının tescilini yapmak,
·  Korunması gerekli kültür varlıklarının gruplandırılmasını yapmak,

Etkin bir koruma politikasının benimsenmesi, idari teşkilat içinde mali olanakların arttırılması, deneyimli kadroların idareye hizmet etmesinin sağlanması, meslek örgütlerinin ve konusunda uzman kurumların bilgi ve tecrübelerinin idare tarafından benimsenmesi ile mümkündür.



Tüm Odadan Haberleri

 
 
 
Adres : Dumlupınar Mahallesi Sunak Sokak Önay İşhanı Kat :1 No :7 BALIKESİR
Telefon : 0 (266) 245 40 01
Fax : 0 (266) 243 79 10
E-Mail : info@balmim.org.tr

MND Design