Mimarlar Odası, Ana Muhalefet Partisi ve ilgili TBMM komisyon üyelerine, 8 Mayıs 2008 tarihinde TBMM Başkanlığı’na iletilen “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi esnasında, tasarıya ilave edilen 15. madde ile İmar Kanunu’nun Ek 3. maddesinde yapılması düşünülen değişiklik ile ilgili görüşlerini sunduğu bir rapor gönderdi. Oda, raporda şu görüşlerini iletti:
3194 SAYILI İMAR KANUNU’NUN EK 3. MADDESİNDE YAPILMASI DÜŞÜNÜLEN DEĞİŞİKLİK HAKKINDA RAPOR
5398 sayılı Kanunla, İmar Kanunu’na eklenen bir madde ile özelleştirme programındaki kuruluşlara ait arsa ve arazilerin her tür ve ölçekteki imar planlarını yapma yetkisi Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na verilmişti.
3194 sayılı İmar Kanunu’nun Ek 3. maddesinde;
“Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak/kullanım hakkı alınmış arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında bulunması halinde bu yerlerde genel ve özel kanun hükümlerine göre imar plânlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kuruluşlardan, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının uygun görüşü ve diğer yetkili kuruluşlardan (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, belediyeler ve il özel idareleri) görüş alınarak çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte imar plânları ve imar tadilatları ile mevzi imar plânları Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak suretiyle yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu arsa ve arazilerin imar fonksiyonlarını beş yıl süreyle değiştiremezler. İlgili kuruluşlar görüşlerini on beş gün içinde bildirir. Bu plânlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler ilgili mevzuat çerçevesinde ilgili kurum ve kuruluşlarca verilir.”
şeklinde yer alan bu yasal düzenleme kamunun ortak malı olan taşınmazların rant odaklı kullanımlara dönüştürülmesine yol açmış, yapılan uygulamalarla kentlerin ihtiyaçları göz önüne alınmaksızın alışveriş merkezleri, ticaret merkezleri gibi cazibe merkezleri yaratılmaya çalışılmıştır. Bu düzenlemenin sonucu olarak ortaya çıkan ve kamuoyunda çok tartışılan Haydarpaşa, Galataport gibi kamu yararına ve şehircilik bilimine aykırı projeler bu nedenlerle Odamızca dava konusu edilmiştir.
2005 yılında getirilen bu düzenlemeyle planlama yetkisi tanınmış olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Özelleştirme Yüksek Kurulu’na yeni yetkiler verilmesi gündeme gelmiştir. TBMM gündeminde olan “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” kapsamında İmar Kanunu’nun Ek 3. Maddesi;
“Özelleştirme programındaki kuruluşlara ait veya kuruluş lehine irtifak ve veya kullanım hakkı alınmış arsa ve araziler ile özel kanunları uyarınca özelleştirilmek üzere özelleştirme programına alınan arsa ve arazilerin, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında kalan yerler dahil olmak üzere genel ve özel kanun hükümleri kapsamında yer alan tüm alanlarda imar plânlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak, çevre imar bütünlüğünü bozmayacak her tür ve ölçekte imar plânı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle kesinleşir ve bu kanunun 8. maddesinde yer alan ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak yürürlüğe girer. İlgili kuruluşlar bu madde kapsamında yapılan planları devir tarihinden itibaren beş yıl süreyle değiştiremezler. İlgili kuruluşlar görüşlerini on beş gün içinde bildirir. Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz. Özelleştirme sürecinde ihtiyaç duyulması halinde, bu planlara göre yapılacak imar uygulamasına ilişkin parselasyon planları Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca onaylanır ve 19. maddede belirtilen ilan ve askıya dair hükümlerden muaf olarak kesinleşir ve yürürlüğe girer. Bu plânlara göre yapılacak yapılarda her türlü ruhsat ve diğer belgeler ile izinler ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurum ve kuruluşlarca verilir.” şeklinde değiştirilmek istenmektedir.
Komisyon raporunda:
“Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından imar plan değişikliği yapıldıktan sonra özelleştirilen bazı taşınmazlara ilişkin olarak açılan iptal davaları sonucunda verilen yürütmenin durdurulması veya iptal kararları nedeniyle, bu kararların gereğinin yerine getirilmesini teminen yapılacak imar planı değişikliği konusunda, anılan taşınmazın özelleştirme işlemleri tamamlandığından bir yetki karmaşasının ortaya çıktığı, bu yetki karmaşasının giderilmesi açısından, beş yıllık süre içerisinde böyle bir durumla karşılaşılması halinde, imar planı değişikliğinin Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacağına açıklık getirilmesi ve kanunların hazırlanmasında uygulanan usul ve esaslara uygunluğun sağlanması amacıyla” değişikliğin yapılması gerektiği açıklanmaktadır.
İmar Kanunu’nun Ek 3. maddesinde yapılması düşünülen bu değişiklikle;
1- Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın yapacağı imar planları ile parselasyon planları İmar Kanunu’nun 8. ve 19. maddelerindeki ilan ve askı hükümlerinden muaf tutulmaktadır.
İmar Kanunu’nda imar planları için askı ve ilan hükümlerinin getirilmiş olması, şehircilik ilkelerine, planlama tekniklerine ve kamu yararına aykırı imar planı değişikliklerinde ilgililere itiraz edebilme hak ve imkanının tanınması amacına dayanır. Planların aleni olduğu hükmünün de yer aldığı İmar Kanunu’nun 8. maddesinin gerekçesinde de “ halkın kendisi için yapılan imar planlarının aleniliğinin sağlanmasının amaçlandığı” vurgulanmıştır.
Ayrıca planlar düzenleyici işlemler olup, tüm yurttaşları etkileyebilecek kararlar içermesi nedeniyle ilan edilmesi gerekmektedir. Planların ilan edilmesi gereği hak arama ve yargı yolunun kullanılmasının sağlanması için de gereklidir. Anayasanın 125. maddesinde “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmü yer alır. Getirilmek istenen değişiklikle Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yapılacak imar planlarının yargı denetiminin önü kapatılmaya çalışılmaktadır. Bu yönüyle de Anayasa’nın 125. maddesine açıkça aykırıdır.
Anayasa Mahkemesi 3.4.2007 T., 2005/52 E. ve 2007/35 K. sayılı kararında; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'nce satışı ve değerlendirmesi yapılacak taşınmazlar için, her ölçekte imar planı ve parselasyon planının yapılmasında İmar Kanunu'nun 8. maddesinde düzenlenen askı süresine uyulmamasını öngören yasa hükmünün “askı sürelerine tabi olmaksızın” ibaresini Anayasa’nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca yapılacak planlar için askı ve ilan hükümlerinin uygulamasının ortadan kaldırılması ile; planlama sürecinde halkın bilgi edinme hakkının ve katılımının engellenmesi, ilgili idare, meslek örgütü ve yurttaşların planlama sürecinin dışına çıkarılması ve bu planların yargı denetiminden kaçırılmasının amaçlandığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu hükmün kanunlaşması halinde Anayasa Mahkemesi’ne taşınması gerekmektedir.
2- Teklif edilen değişikliğe göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak veya yaptırılacak imar planlarının müellifinin şehir plancısı olması hükmü getirilmektedir.
Oysa İmar Kanunu’nun 38. maddesinde kimlerin imar planlarını hazırlayabileceği zaten düzenlenmiş olup, bu maddede mimarlar da imar planı müellifliğini üstlenebilecekler arasında sayılmaktadır. Bununla birlikte İmar Kanunu’nun 38. maddesi hükmünün uygulamasını sağlamak üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca hazırlanmış olan “Plan Yapımını Yükümlenecek Müelliflerinin Yeterliliği Hakkında Yönetmelik” te yeterlilik belgesi sahibi mimarların da plan müellifi olabileceği düzenlenmiştir. Kanunun Ek 3. maddesi değişikliğinde 38. maddeyle çelişkili olarak anılan imar planlarının müellifinin sadece şehir plancısı olabileceği hükmünün getirilmesiyle bir meslek grubu lehine ayrım yaratılmış olacaktır. Yasa değişikliği teklifi bu yönüyle Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı, kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnızca belli kişilerin yararına herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre çıkarılmasında kamu yararı bulunmayan bir yasa kuralı Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olur.
3- 3194 sayılı Kanunda değişiklik yapmayı öngören teklife göre; özelleştirme kapsamındaki alanlarda “ yapılan her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümler uygulanmaz” hükmü getirilmek istenmektedir.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak her ölçekteki plan ve imar planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17. maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci paragrafındaki hükümlerin uygulanmaması özelleştirme kapsamındaki arsa ve arazilerde bulunan kültür ve doğa varlıklarını korumasız bırakacaktır.
Anayasanın 56. maddesi uyarınca herkesin dengeli ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı vardır. Anayasanın bu hükmünde ifadesini bulan çevre değerlerinin korunması, yurttaşlar açısından bir hak ve ödevdir. Yurttaşların bu ödevlerini yerine getirebilmesi içinde öncelikli olarak idarenin işlem ve eylemlerinin ne olduğunu bilmesi gerekir. Bu işlemlerin niteliğini bilmeyen yurttaşlar anayasal sorululuklarını yerine getiremezler. Özellikle kültür ve tabiat varlıklarının korunması, geliştirilmesi açısından mevzuatımız pek çok özel düzenleme yapmıştır. Bunlardan biri de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’dur.
2863 sayılı Kanunun 17. maddesinin a bendinin ikinci paragrafı şu şekilde düzenlenmiştir:
“Koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar, koruma bölge kurulu tarafından üç ay içinde geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları belirlenir. Belediyeler, valilikler ve ilgili kurumlar söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plândan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenleyerek koruma amaçlı imar plânını hazırlatıp, incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır. İki yıl içinde koruma amaçlı imar plânı yapılmadığı takdirde, geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarının uygulanması, koruma amaçlı imar plânı yapılıncaya kadar durdurulur.”
Bu hükmün uygulanmamasını öngören değişiklik teklifi ile, “geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartları”nın Koruma Kurulları tarafından 3 ay içinde belirlenmesi beklenmeksizin ve herhangi bir koşula bağlı kalmadan Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca ivedilikle plan yapılabilmesi, “söz konusu alanda ilgili meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve plândan etkilenen hemşerilerin katılımı ile toplantılar düzenlemesi...” zorunluluğu kaldırılarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın planları kamuoyunun bilgisi dışında yapabilmesi, alınacak kararların kamuoyu ile paylaşılmadan ve belli toplumsal mutabakatlar sağlanmadan belirlenebilmesi amaçlanmaktadır.
Bu düzenleme teklifi kanunlaşırsa, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yurttaşların, meslek örgütlerinin ve sivil toplum örgütlerinin bilgi, deneyim ve ihtiyaçlarını gözetmeden sit alanlarında plan kararları üretebilecektir.
Kültür ve tabiat varlıklarının çok paydaşlı bir temelde korunabileceğinden hareketle, planlama sürecinin tüm aşamalarında ilgili sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının, yurttaşların ve idarenin çevrenin korunması için Anayasanın 56. maddesindeki ödevlerini aktif bir biçimde yerine getirebilmesini sağlamaya yönelik yasa hükmünün, özelleştirme alanlarındaki kültür ve tabiat varlıkları açısından uygulanmayacak olması Anayasanın 56. maddesine aykırıdır.
Aynı paragraftaki “....ilgili idareler............. koruma amaçlı imar plânını hazırlatıp, incelenmek ve sonuçlandırılmak üzere koruma bölge kuruluna vermek zorundadır” hükmünün kaldırılmasıyla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları devre dışında bırakılacak, böylece Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca hazırlanacak planların kültürel ve doğal mirasın korunması açısından irdelenmesi ve denetlenmesi yapılamayacaktır.
Böylece Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bugüne değin özelleştirme süreçlerinde engel olduğunu düşündüğü mekanizmaları ortadan kaldırarak, korunması gerekli kültür varlıklarının ve bunların bir araya gelerek oluşturdukları sit alanlarının değerlerini göz ardı ederek, koruma bölge kurullarını devre dışı bırakarak “toplumun tümüne ait olan kültürel miras üzerinde dilediğince tasarruf etme” şansına sahip olacaktır. Bu yaklaşım Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca sit alanlarında yapılacak planlarda, doğal ve kültürel mirası koruma ve değerlendirmeye yönelik hiçbir kaygı duyulmayacağının açık göstergesidir.
Özelleştirme kapsamındaki alanlarda yapılacak imar planlarında uygulanmaması önerilen bir diğer yasa hükmü olan 2863 sayılı Kanunun 17. maddesinin a bendinin sekizinci paragrafı ise şöyledir:
“Koruma amaçlı imar plânları; müellifi şehir plâncısı olmak üzere; alanın konumu, sit statüsü ve özellikleri göz önünde bulundurularak mimar, restoratör mimar, sanat tarihçisi, arkeolog, sosyolog, mühendis, peyzaj mimarı gibi meslek gruplarından Bakanlıkça belirlenecek uzmanlar tarafından hazırlanır.”
Kültürel mirasın korunması ve değerlendirilmesini öngören planlar, çok disiplinli ve değişik uzmanların bir araya gelmesiyle çözümlenebilecek çok duyarlı ve titiz bir çalışmanın ürünüdür. Söz konusu planların yapılmasında maddede sayılan uzmanların devre dışı bırakılmasıyla, bu çok önemli konu herhangi bir şehir plancısının tasarrufuna bırakılacak, hatta Özelleştirme İdaresi Başkanlığı bünyesinde geçici olarak istihdam edilebilecek bir şehir plancısı dahi başka herhangi bir uzmana gerek görülmeden korumaya yönelik bir planlama gerçekleştirebilecektir.
Bu değişiklik teklifi çok açık olarak, özelleştirilen alanlarda bulunan doğal ve kültürel değerlere gereken önemin verilmeyeceğini, küresel sermaye ve onun yerli ortaklarının, sadece ülkemizin değil tüm insanlığın ortak malı olan bu mirası gözardı edebileceğini, bozabileceğini, yok edebileceğini göstermektedir.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılacak planlarda 2863 sayılı Yasanın kültür varlıklarının korunmasını amaçlayan hükümlerinin uygulanmaması Anayasanın, Devletin tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlamasını, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri almasını öngören 63. maddesine açıkça aykırıdır.
|